Ekonomide Denge Arayışı

Yazılarımı takip edenler bilirler, finansal piyasalarda yaz aylarından bu yana yaşadığımız önce devalüasyon şoku, hemen arkasından faizlerin bir anda ikiye hatta sonra üçe katlanması sürecini analiz etmeye çalıştım, özellikle sistemin kilitlenmesinin önlenmesi için önerilerimi de önceki yazılarımda sıraladım.

Ekonominin seyir defterinde not düşmek bakımından, birkaç haftadır olanları mümkün olduğu kadar az rakam vererek okumaya çalışalım şimdi.

Dövizin daha alt seviyelerde dengelenmesi, faizlerin mümkün olduğu kadar indirilmesi ve bu arada enflasyonun da kontrol altında olması bakımından bir süredir ekonomi yönetimi çeşitli adımlar atmıştı ve bana göre önemli olanlardan bahsettim.

CARİ AÇIK

Döviz kurlarındaki aşırı artışın önemli sonuçlarından birisi olarak, ithalat hız kesti, ihracat ise ivmelendi, dolayısıyla cari açık hızla geriledi, hatta dış ticaret dengemiz iki aydır fazla vermekte. Ağustos ve Eylül ayında, nadir görülecek şekilde Ağustos’ta 2,592 Milyar Dolar, Eylül’de 1,83 Milyar Dolar olmak üzere toplam 4,442 milyar Dolar fazla verdik. Malumunuz, cari açık meselesi ekonomimize yönelik manipülasyonun en önemli bahanelerindendi. Yıllık cari açık 46,058 Milyar Dolara geriledi ki GSYİH içindeki oranı makul seviyelere indi.

Cari fazla vermekle birlikte, Ülkemizden sıcak para çıkışının devam ettiği görülüyor; portföy yatırımlarından (Bono/Tahvil vb piyasalar) Ağustos’ta 1,786 milyar Dolar ve Eylül’de 904 Milyon Dolar çıkış yaşandı, bunlara karşılık doğrudan yatırımlardan Ağustos’ta 737 milyon Dolar, Eylül’de ise 827 Milyon Dolar giriş olması ise olumlu gelişmelerdir.

DIŞ BORÇ ÖDEMELERİ

Eylül ayında bankalar 5,177 milyar Dolar, Hazine ise 321 Milyon Dolar dış borç ödedi. Böylece Eylül ayındaki Doların istikrarsız halinin, inip çıkmasının rakamsal gerekçesi açıklanmış oldu, bankalar piyasadan bir ayda ciddi Dolar çekmişler. Sonuç olarak döviz rezevleri 3,476 milyar Dolar azalmış, borç ödemişiz. Elbette, bankaların yurtdışı borçlanmalarındaki sendikasyon kredilerinin bir kısmını eskiye nispetle daha yüksek faizler ve yüksek CDS (Ülke borcunu ödeyememe riski sigorta primi denebilir) maliyetleriyle bile olsa yenilemesi rakamın büyümesine engel olmaktadır.

Hükümetin Katar Hükümetiyle yaptığı yerel para cinslerinden (TL-Riyal) 3 milyar Dolar karşılığı SWAP (ikili para takası) anlaşmasının da dövizdeki yangını söndürmede etkili olduğu anlaşılıyor rakamlardan.

Kur bir süredir, 5,30-5,50 TL bandında dalgalanmakta, kurun mevcut durumda daha aşağıya gitmesini engelleyen en önemli sebepler; dış borç ödemeleri ve bankaların mevcut bilançolarındaki döviz açık pozisyonlarının düzeltilmesi amaçlı döviz satın almaları olarak görünüyor. Bankaların yurt dışından döviz borçlanarak TL ye dönüp yurt içi TL kredi işlemleri yapmaları en önemli açık sebebidir. Bu durumun özellikle Kasım ayında yoğun, Aralık ayında ise daha düşük seviyede devam edeceğini tahmin ediyorum.

EN KRİTİK KONU; FAİZ

Daha önce yazmıştım; Ülkemizin en büyük israf kalemi faizdir, faizden tasarruf edemeyen bir bütçenin ve hatta Ülkenin belini doğrultması mümkün değildir. Nitekim, faizlerdeki aşırı artışlar sistemi kilitlemeye, şahısların, şirketlerin, hatta ülkemizin varlıklarını hızla buharlaştırmaya başlamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ısrarla dikkat çektiği faiz meselesi, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana devletin iç borç çevirme oranını (Ödenen borçlara mukabil alınan borç oranı) %150 lere taşıması ve arkasından faizlerin patlaması sebebiyle bir anda bütçe dengelerini alt üst etmiştir.

Toparlanma adına atılan adımlar kısmen etkili olmakla birlikte, piyasa sisteminin işlemesi için verilecek şok (ya da can suyu, ismi önemli değil) tedbirler alınmadığından, daha çok hastayı hayatta tutma çabası olarak sonuç vermekte, koma halinden ise çıkartamamaktadır. Bu konudaki önerilerimi önceki yazılarımda bahsetmiştim, tekrara girmek istemiyorum.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2018 yılı Kasım-Ocak dönemi ve 2019 yılının tamamına ait borçlanma stratejisini açıkladı; Buna göre, özetle Hazine iç borç çevirme oranlarını tekrar ortalama %93 lere çekecek, özellikle Aralık-Ocak döneminde neredeyse piyasadan hiç para almadan dönmeye çalışacak görünmektedir.

Her ne kadar dün (12.11.2018) yapılan ihalede faizlerin gerilemesi ve ikincil piyasalarda gösterge tahvilin oranının %20 civarına gelmesi, özellikle 10 yıl vadeli tahvillerde tekrar %17 lere geri çekilme görüldüyse de buna kesinlikle güvenmeyip piyasanın tekrar hareketleneceği tedbirlerle birlikte müdahale yapılmadığı takdirde faizlerin bir gecede nasıl zıplatıldığını gördük, ders almamız lazım.

Hazine’nin stratejisi şöyle okunuyor; Bu durum, bankaların elinde fazladan nakit kalmasına yol açacak, fazla nakit faizleri düşürüp bankaları krediye yönlendirecek, böylece rekabetle birlikte kredi faizleri de düşecek diye hesaplanmaktadır. Oysa, stratejik olarak krediyi teşvik etmek, henüz sağ salim kıyıya çıkmadığımızın açık olduğu bir konjonktürde, kesinlikle hatalı bir tavırdır.

Derdi memleket olanın, sözü çok oluyor, sabrınız için teşekkür ederim.

14/11/2018

Kaynak: [email protected]